Divan-ı Hümayun'un yerine ne geldi ?

Cicek

New member
Japonya'da Meiji Restorasyonu sonrasında ise feodal yönetim yapısından merkezi ve modern bürokratik devlet sistemine çok daha hızlı bir geçiş yaşandı.

Bu toplumların hepsinde aynı model ortaya çıkmadı. Fakat ortak bir eğilim görülebilir: Devletin görevleri arttıkça yönetim mekanizmaları da uzmanlaşma ihtiyacı duydu.

Osmanlı'da da nüfus, ticaret, diplomasi, maliye, ordu, eğitim ve hukuk gibi alanların karmaşıklaşması tek bir geleneksel karar organının bütün işleri yürütmesini giderek daha zor hale getirdi.

Kadınlar, Erkekler ve Değişen Bürokratik Toplum

Bu tarihi yalnızca devlet adamlarının isimleri üzerinden okumak da eksik kalabilir. Bürokratik dönüşüm toplumun farklı kesimlerini farklı biçimlerde etkiledi.

Erkeklerin deneyimi çoğu zaman devlet görevi, askerlik, memuriyet, eğitim ve bireysel kariyer üzerinden belgelenmiştir. Bu nedenle tarih kaynaklarında erkeklerin “başarısı”, makamı veya siyasi etkisi daha görünür olabilir.

Kadınların deneyimleri ise uzun süre saray, aile, mahalle, vakıf, eğitim, ticaret ve sosyal ilişkiler gibi alanlarla birlikte değerlendirilmiştir. Bu, kadınların yalnızca “toplumsal ilişkilerle ilgilendiği” anlamına gelmez. Aksine kadınların ekonomik faaliyetlerde bulunduğu, vakıflar kurduğu, mülkiyet sahibi olduğu ve farklı sosyal ağlar üzerinden kamusal hayata etki ettiği biliniyor.

Dolayısıyla erkekleri yalnızca bireysel başarıya, kadınları ise yalnızca ilişkilere indirgeyen bir yaklaşım tarihsel gerçekliği fazla basitleştirir. Daha dengeli bakıldığında, toplumsal cinsiyet rollerinin hem bireysel hareket alanlarını hem de kurumsal yapılarla kurulan ilişkileri etkilediği, fakat bunların bütün erkekler veya bütün kadınlar için aynı olmadığı görülür.

Bence burada okuyucu açısından asıl soru şu olabilir: Bir devlet kurumunun değişmesini yalnızca yöneticilerin kararları üzerinden mi okumalıyız, yoksa bu değişimin sıradan insanların hayatındaki sonuçlarına da bakmalı mıyız?

Gayrimüslim Toplumlar Açısından Dönüşüm

Osmanlı toplumunun çok dinli ve çok kültürlü yapısı, Tanzimat dönemindeki kurumsal değişimleri daha da önemli hale getirdi.

1839 Tanzimat Fermanı ve 1856 Islahat Fermanı sonrasında Osmanlı yönetiminde hukuk, vatandaşlık, vergi, askerlik ve idare alanlarında yeni düzenlemeler yapılmaya çalışıldı. Bu süreçte Müslüman ve gayrimüslim Osmanlı tebaasının devletle ilişkileri yeniden tanımlanmaya başladı.

Özellikle 1864 Vilâyet Nizamnâmesi ile taşra yönetiminde meclislerin oluşturulması ve bazı yerlerde Müslüman ve gayrimüslim temsilcilerin aynı idari yapılarda yer alması, merkezi yönetimin toplumsal çeşitliliği yönetme biçimindeki değişimin bir örneğidir.

Elbette bu düzenlemelerin uygulamada her yerde aynı sonuçları verdiğini söylemek mümkün değil. Merkezî mevzuat ile taşradaki gerçeklik arasında ciddi farklılıklar bulunabiliyordu.

Bu da Osmanlı modernleşmesinin önemli bir özelliğini ortaya çıkarıyor: merkezde tasarlanan kurumlarla yerel toplumların bu kurumları deneyimleme biçimi aynı değildi.

Küresel Rekabet Osmanlı Kurumlarını Nasıl Şekillendirdi?

Divan-ı Hümayun’dan Meclis-i Vükelâ ve nezâretler sistemine geçişi yalnızca içerideki reform isteğiyle açıklamak yetersiz olur.

19. yüzyılda Osmanlı Devleti Avrupa devletleriyle diplomatik, ekonomik ve askeri açıdan yoğun bir rekabet içerisindeydi. Dış borçlar, ticaret anlaşmaları, savaşların maliyeti, diplomatik ilişkiler ve teknolojik değişimler merkezi devletin kapasitesini doğrudan etkiledi.

Bu nedenle reformların bir kısmı içeriden gelen yönetim ihtiyacından, bir kısmı ise uluslararası sistemde ayakta kalma zorunluluğundan doğdu.

Burada ilginç olan, küreselleşmenin yalnızca bugünün meselesi olmaması. 19. yüzyıldaki Osmanlı bürokratları da dış dünyadaki gelişmeleri izliyor, yabancı devletlerin kurumlarını inceliyor ve “Bizim devlet yapımız nasıl daha etkili olabilir?” sorusuyla karşı karşıya kalıyordu.

Divan-ı Hümayun’dan Günümüz Bakanlar Kuruluna Uzanan Yol

Bugünkü Türkiye Cumhuriyeti devlet yapısıyla Osmanlı Divan-ı Hümayun'u arasında doğrudan bir eşitlik kurmak doğru olmaz. Fakat tarihsel bir süreklilik açısından bakıldığında bazı kavramların dönüşerek yaşamaya devam ettiğini görebiliriz.

Divan-ı Hümayun döneminde devlet işlerinin görüşülmesi için kolektif bir karar mekanizması vardı. Tanzimat döneminde bu yapı farklı uzmanlık alanlarına ayrıldı. Meclis-i Vükelâ devletin üst düzey yürütme kararlarında önem kazandı. Meclis-i Vâlâ gibi kurumlar yasama ve yargı alanlarında işlev üstlendi. Daha sonra Şûrâ-yı Devlet ve Dîvân-ı Ahkâm-ı Adliyye gibi kurumlar daha belirgin uzmanlık alanları kazandı.

Bu nedenle tarihsel zinciri kabaca şöyle düşünebiliriz:

Divan-ı Hümayun → Meclisler ve nezâretler → Meclis-i Vükelâ / Meclis-i Vâlâ → Şûrâ-yı Devlet ve Dîvân-ı Ahkâm-ı Adliyye gibi uzmanlaşmış kurumlar → modern devlet bürokrasisi.

Fakat bu zincir düz bir çizgi değildir. Kurumlar aynı anda var olmuş, birbirlerinin görevlerini devralmış, bölünmüş ve yeniden birleştirilmiştir.

Sonuç: “Yerine Ne Geldi?” Sorusunun Gerçek Cevabı

Sonuç olarak Divan-ı Hümayun’un yerine tek bir kurumun geldiğini söylemek tarihsel açıdan eksik kalır.

Yürütme ve hükümet işleri açısından Meclis-i Vükelâ; reform, yasama ve yüksek idare açısından Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliyye; sonraki dönemde ise Şûrâ-yı Devlet ve Dîvân-ı Ahkâm-ı Adliyye gibi kurumlar Divan-ı Hümayun’un daha önce üstlendiği farklı işlevleri paylaşmıştır. Aynı dönemde nezâretlerin ortaya çıkmasıyla devlet işleri uzmanlaşmış bakanlık benzeri yapılara bölünmüştür.

Bana göre bu dönüşümün en dikkat çekici tarafı, Osmanlı Devleti’nin “geleneksel yönetimden bir anda modern yönetime” geçmemiş olmasıdır. Değişim uzun, karmaşık ve zaman zaman çelişkili bir süreçti. Eski kurumların bazı özellikleri devam ederken yeni meclisler, nezâretler ve bürokratik görevler ortaya çıktı.

Belki de bu yüzden Divan-ı Hümayun’un hikâyesini sadece “yerine hangi kurum geldi?” sorusuyla sınırlamamak gerekiyor.

Asıl soru şudur: Bir devlet büyüdükçe ve toplum karmaşıklaştıkça, karar alma yetkisini tek bir merkezde toplamak mı daha işlevsel olur, yoksa farklı alanlara uzmanlaşmış kurumlar oluşturmak mı?

Ve daha da önemlisi: Bugün kullandığımız devlet kurumlarının ne kadarının gerçekten “modern” olduğunu, ne kadarının yüzyıllar boyunca dönüşerek bugüne ulaştığını hiç düşündünüz mü?

Kaynaklar

- TDV İslâm Ansiklopedisi, “Hükümet”, Tanzimat sonrası Osmanlı hükümet ve bürokrasi yapısının dönüşümü.

- TDV İslâm Ansiklopedisi, “Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliyye”, 1838’de kurulan yüksek meclisin görevleri ve sonraki dönüşümü.

- TDV İslâm Ansiklopedisi, “Tanzimat”, II. Mahmud dönemindeki merkezî teşkilat reformları ve nezâretlerin kuruluş süreci.

- TDV İslâm Ansiklopedisi, “Abdülmecid”, Meclis-i Hâs/Meclis-i Vükelâ’nın Divan-ı Hümayun’un yerini alan üst karar mekanizmasına dönüşmesi.

- TDV İslâm Ansiklopedisi, “Mahkeme”, Tanzimat döneminde Divan-ı Hümayun’un yargısal işlevlerinin yeni yüksek yargı kurumlarına aktarılması.

- TDV İslâm Ansiklopedisi, “Şûrâ-yı Devlet”, 1868 sonrası idari danışma ve yargı yapısının gelişimi.

Kaynakları Metin İçinde EşleştirKurumların Görevlerini Tabloyla Karşılaştır

Kaynakları Metin İçinde Eşleştir

Kurumların Görevlerini Tabloyla Karşılaştır

Forum Tonunu Daha Doğal Kıl
 
Üst